Soguk bir sonbahar gunuydu onunla ilk bulusmam ve hulyali bakisim icine icine, yeni bir dunya bulmustum, bir dunya demek haksizlik olur; dunyalar bulmustum... Ve bana kurdurdugu o desenli hayaller... Su an o an'a gidiyorum hatiralarimin sisli perdesini aralayarak...
Elimden tutmus Rusya'dan gelmis kalpagiyla babam, o kadar uzundu ki o zamanlar bana gore... Kafami 180° arkadan yere paralel yapmam gerekirdi babamin tepesini gorebilmeyi basarmak icin... Adimlari benimkinin 4-5 kati oranla buyuk olmasinin verdigi dezavantajdan dolayi ben 4-5 adimda bir babamin kat ettigi yolu kat edip yetismeye calisiyordum... Belki de o adimlar yuzunden hep ebeveynlerimize yetisme, gecme ve yine onlari yakalama cabalarimiz donem donem... Kucukken, o olmak istersiniz, sonra buyursunuz yetistiginizi zannedersiniz, 25'lerden sonraki gazla da gecmeye baslama evresine gecip 40'larinda da anlarmissiniz ki hala yetismeye calisiyormussun ebeveynine... Iste ben de yetisme evresindeydim o girdigimiz panayirdaki kalabalikta, bir elden tutulmus kucuk adimlarla babami yakalamaya calisirken... Camdan balik seklindeki biblolar dikkatini cekmisti babamin, elinden kurtuldum ben de yanindaki porselen bebeklere yoneldim.
- Bu sergiden ayrilma sakin, uyarisini almistim babamdan elden kurtulma aninda.
Kafami asagi yukari sallayip "Olur" demek istedim, kucukken daha fazla mimik ve jest kullanip anlasilir olmak ne guzeldi... Simdi her seye anlam yukleyen kurtlar dolu etraf, aura diyorlar ya enerji akisiymis hani enerji akisimi etkileyen kurtlardan bahsediyorum. Aahhh bu da ayri bir blog yazisinin hikayesi olsun...
- Bu sergiden ayrilma sakin, uyarisini almistim babamdan elden kurtulma aninda.
Kafami asagi yukari sallayip "Olur" demek istedim, kucukken daha fazla mimik ve jest kullanip anlasilir olmak ne guzeldi... Simdi her seye anlam yukleyen kurtlar dolu etraf, aura diyorlar ya enerji akisiymis hani enerji akisimi etkileyen kurtlardan bahsediyorum. Aahhh bu da ayri bir blog yazisinin hikayesi olsun...
- Ortaokuldan beri cicek durbunu gormemistim. dedi ve gulumsedi.
Simdi biliyorum ki 'o an', benim, su an 'o an'i anlattigim gibi masum ve saf bir anina goturmustu babami...
Bana bir gozumu kirpmami ve verdigi piramidin acik ucundan bakmami soyledi... Kirptim gozumu, yaklastirdim diger gozume durbunu; kirmizi, mavi, turuncu, sari, mor, pembe cicekler gordum milyonlarca, cok uzaktaydilar ama... Sonra babam, elimdeki piramidi sallamaya cevirmeye basladi ve baska baska ciceklere ulasti durbun, ismimdeki anlamimdan midir, cinsimdeki yakinligimdan midir bilmem, cicekleri cok sevdim ben hep... Baska ciceklere ulastikca ben hulyali, baska ciceklere ulastikca ben mutlu mutlu guluyordum.
- Baba, nerde bu cicekler, diye sordum.
- Onlar cicek degil, durbunun icindeki kagit parcalari diye cevapladi.
Filmlerdeki mutlu fon muziginin 'vooorggg' sesiyle o anda ters bir seylerin gittigini belirten an'i yasamaya basladim, gramafondaki plak bozulmustu...
'Jest'leri ve 'mimik'leri bir kenara birakip kelimelerle bir seyi anlayip bir seyleri ogrenme cabasina giristim.
- Ama cicek bunlar, baba hem de cok uzaktaki cicekler, diye tezimi ileri sundum hem de desteksiz, o zamanlar ne destegi zaten? Aksamlari beraber uyudugum pelus oyuncagim 'Susam'dan baska da hicbir tanigim, destegim yoktu. Inanilmaz bir olayi anlatirken hep Susam da tanik, Susam da benle ayni goruste, Susam da bana her konuda katiliyordu. Simdi de bir Susam olsa basim bir seye sıkıstıgında Susam da benle ayni fikirde olsa hatta, ahh ahhh... Yalanciydim biraz aslinda kabul etmek gerekirse Susam da ortagimdi iste...
Anlatmaya basladi babam isin fizigini, iluminasyonunu... Ciddi anlamda aydinlaniyordum, hayatimdaki bu 'ayma'larin hep babama denk gelmesi ve bazen babama inanmamami da baska bir zaman anlatirim...
Uc parca uzun, bir kucuk ucgen aynanin ve renkli kagitlarin bu cicek sekillerini olusturdugunu, icine dogru tek gozle bakildigi icin de 'cicek durbunu' denildigini, ecnebi dillerde 'kaleydeskop' olarak adlandirildigindan bahsetti...
Bu aninin aklima geldigi siralarda, bugun, blogger.com'da gezindim bolca... Yalnizca Turkce degil, anlayabildigim kadariyla Fransizca ve Ingilizce olanlari da okudum. Aslinda hepimiz ayni seyleri yaziyoruz, ayni seyleri paylasiyoruz, farkinda olmadan o kadar cok bagliyiz ki birbirimize, bir anda anlayamiyoruz ya da ayni anda farkina varamiyoruz. Hepimiz 'klaydeskop'un icinde farkli bir renk kagit parcasiyiz, cevrildikce farkli gozukuyoruz. Farkli gozlerde, farkli yerlerde bambaska oluyoruz. Cok uzak ulkelerde, cok farkli cicekler degil, bir parca kagittan ibaretiz aslinda...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder